8 Temmuz 2017 Cumartesi

1. Belhanda Hakkında

Twitter'da eskiden futbol hakkında çok yazardım. Şimdi hem üşeniyorum, hem futbola verdiğim önemi kaybettim, hem de bir sürü tweetle ortalığı kirletmek istemiyorum.

Anlatmak istediğim konular olduğunda 4-5 tweete sığdırıp özet geçmek hiç hoşuma gitmiyor. Artık öyle yapmayacağım. Anlatmak istediklerim olduğunda buraya yazıp linki sizlerle paylaşacağım. Beğenirseniz siz de başkalarıyla paylaşabilirsiniz. Teşekkürler.

Bu yazı çok uzun oldu, çünkü 1 hafta önce başlamıştım yazmaya dskjgjdkls. Parça parça yazıp, şunu da ekleyeyim derken aşırı uzadı. Kusura bakmayın.

İçeceğinizi yanınıza alın, tuvaletiniz yapıp gelin, sonra buyrun okumaya başlayın:

1. Belhanda Hakkında

1.1 Belhanda kimdir ve ne yapar?

Belhanda futbolcudur, futbol oynar. Yakın zamanda Galatasaray'a transfer oldu. Şimdi futbolla alakası olmayanları bu bilgileri verdikten sonra uğurluyoruz.

Kalanlarla devam.

Belhanda transferini (veya diğer herhangi bir futbolcuyu) değerlendirebileceğimiz onlarca parametre ve etkeni öncelikle kenara bırakmalıyız. Futbolcuyu yetenekleri, yapabilecekleri özelinde değerlendirmeliyiz. Çünkü yetenek geliştiren özel antrenmanların bu yörelerde olmaması sebebiyle, futbolcuların burada yetenek anlamında çok değişme ve gelişme şansı yok. Öncelikle yapabileceklerini tartışıp, daha bu yapabilecekleri için hangi şartların sağlanması gerektiğini veya sağlanıp sağlanamayacağını tartışabiliriz.

Belhanda kaliteli bir futbolcu. Asıl olarak ortada serbest oynamayı seven bir ofansif oyuncu olmasına rağmen, kanatlarda veya kanat-iç arası bir bölgede de oynayabilir. Başarılı olacağı ilk senaryo oturmuş, çalışkan ve uyumlu bir takımın onun çevresinde kurulması olabilir. Farklı pozisyonlarda oynayacaksa ise, önemli olan katı bir pozisyon anlayışına sahip olmayan ve hareketli bir takımda oynaması.

Sahanın çok bölgesinde gösterebildiği yaratıcılık özelliği var. Ceza sahası çevresindeki atakları gol pozisyonuna çevirmek, kanatlardan gelişmek üzere olan ataklarda yakına gelerek arkadaşlarını savunma baskısından kurtarmak, yerleşik ataklarda geriden top çıkmadığında yardıma gelip top sürerek ve seri paslaşarak topu ileri taşımak, kontra ataklarda geriye çekilerek topu üstlenmek gibi eylemleri gerçekleştirebilmeye uygun oyun görüşüne sahip.

Top tekniğini değerlendirirken söylememiz gerekir ki, top kontrolündeki fark yaratabilen küçük dokunuşlarının yanında birden hızlanarak top sürebilme yeteneğini  sıkça gösteriyor. Eğer Sneijder'ın yerinde oynarsa Sneijder düşmanlarının Belhanda'yı beğenirken öne süreceği ilk argüman, bu top sürme yeteneği ve gücü olur. Top sürme gücü derken, topu ileri taşıması gerektiğini düşündüğü anlardaki ısrarı ve zorlamasını vurgulamak istiyorum.

Gol yollarında da etkisiz değil. Ceza sahası çevresinden düzgün vuruşlar yapma yeteneğine sahip tabii, ama o bölgelerde aldığı toplarda şut çekmekten önce pozisyon oluşturan bir pas vermeyi veya topu farklı yönlere çekip sürerek atağın yönünü değiştirmeyi sever. Gol gollarında etkili olduğu senaryolar ise, o iç bölgelerdeyken kanatlardan devam eden ataklar. Kanatlarla pas alışverişine girmeyi sevdiğini söylemiştim. Eğer pas alışverişi yapacak yakınlıkta değilse, kanatta biri kaptırmış gidiyor veya orta yapmak için hazırlanıyorsa, ceza sahasının ortalarına veya daha uzak bölgelerine koşular yaparak pozisyon yakalamayı amaçlar.

Çalışkanlığı ve savunma becerisinden de bahsetmek lazım. İstikrarlı bir çalışkanlığı olmasa da, doğru yönetildiği takdirde rakibini bozmak için yeteri derecede çalışır ve baskı yapar.

Buraya kadar olan paragraflar oyuncunun "tarzını", "yapabileceklerini" açıklamaktadır. Yapabileceklerini yapıp yapmayacağı başta Tudor olmak üzere; onun ve ekibinin çalışmaları, oluşturacağı takım ve takımda oluşan hava belirleyecektir.

1.2 Küçük Bir Belhanda Turu (başlığı yazarken turun küçük olmasını bekliyordum)



Biraz Belhanda'nın geçmişi ve kariyerinden bahsedelim. Efsane Montpellier sezonu öncesinde kendisini pek tanımadığımı itiraf etmeliyim. Bazı kaynaklarda küçükken defansif veya en azından oyun kurucu olarak oynadığı yazıyor. Doğru olabilir. Ben direkt Montpellier ve sonrası dönemine atlamak istiyorum.



Belhanda'dan en çok etkilendiğim ve unutamadığım maçlardan biri, Montpellier şampiyonluğa giderken oynanan Marsilya deplasman maçıydı. Orta sahadan ilerlerken başlatıp, vole ile gol atarak bitirdiği pozisyon ile skoru değiştirerek yaptığı etki bariz.

Ama asıl önemli nokta, yeteneklerini gösterirken takım ile olan uyumu ve çabasıydı. Savunmayı sağlam tutup kontraya çıkmayı seven, enerjisi olduğu anlarda rakip sahaya paslaşarak gidip rakip savunmayı dağıtması gereken, yani oyunun iki türlüsünü de oynayarak şampiyonluğa giden bu takımda yukarıda bahsettiğim meziyetlerini gösterdi. Marsilya maçındaki bu performansı hem kendisi, hem de takımı için "mükemmel olmayan fakat doğru şartlarda en iyisini verebilen" tanımı kurabilmemiz için güzel bir özetti.

Aynı sezondan bahsetmemiz gereken 2. maç ise, son 4 haftaya girilirken oynanan Evian TG maçı. Marsilya maçından sonra Lorient'a takılan Montpellier, sonraki 2 maçını da ilk dakikalarda attığı birer golle 1-0 kazanmıştı. Gollerin biri yine Belhanda'ya aitti. Takımda stres başlamıştı ve arkadan gelen PSG için "bir şekilde şampiyon olurlar yeaaa" diyenlerin sayısı çok da az değildi.

Montpellier sezon içindeki istikrarını sağlarken kanatlarda hem gol yollarında etkili olabilen, hem de takım bütünlüğüne önem veren Camara&Utaka ikilisiyle oynuyordu. Bir sonraki Evian TG maçına ise kanatlarda Ait Fana ve Cabella ikilisiyle çıktılar. Karim Ait Fana o dönemlerin asıl sükse yapan ve tanınan futbolcusu olmasına rağmen kanattaki yerini alamıyordu. Bunun sebebi bahsettiğim takım bütünlüğünün önemi ve 90 dakika boyunca konsantre bir şekilde oyuna odaklanma gerekliliğiydi. Cabella ise o dönem yetenekli ama güçsüz bir ofansif futbolcu olarak takıma girmeye çalışıyordu. Hem Belhanda, hem de Montpellier için deal bir ikili değildi sonuç olarak.

Maça Belhanda'nın cool penaltı golüyle başlayan Montpellier, sezonun genelinde çok görülmeyen bir şekilde savunma zaafları gösterdi ve 2-1 yenik düştü. Öne geçip geride sağlam oynamaya alışan takım, bu sefer topu ayağına alarak oyunu rakip yarı sahaya hızlıca götürmek zorunda kalmıştı. Alışılmadık kanatlarla istenen oyun gelmedi. Ait Fana'nın çıkıp yerine Camara'nın girmesi takımı hareketlendirdi ve olgun ataklar başladı. Beklenen gol, Camara&Giroud ikilisinin çabasıyla biraz geç geldi. Daha sonra maçta son saniyelere girildiğinde Cabella'nın tek başına soldan sürdürdüğü atakta kazandığı penaltı, Montpellier'nin 2 puan daha kurtarabileceği anlamına geliyordu.

Camara penaltıyı kullanmaya hazırlanırken Belhanda ve rakip savunmacı Cedric Mongongu hakemin gözlerinin önünde kavgaya tutuştu ve ikisi de kırmızı kartla oyun dışı kaldı. İkili sahanın dışına doğru yürürken bir kavgaya daha tutuştu ve bu sefer kavga daha çok büyüdü, saha karıştı. Evian'dan Saber Khalifa'nın da atılmasıyla olaylar son buldu. Camara sonunda penaltıyı kullanma şansına eriştiğinde, rakip kaleci Stephan Andersen ise penaltıyı kurtarma şansına erişiyordu ve Montpellier, Belhanda ile birlikte 2 puanı da kaybediyordu.

Maçtan sonra olayların odak noktasındaki bu ikili birbirini suçlarken, Montpellier cephesinde puan kaybı ve Belhanda'nın cezası haricinde başka bir kriz de vardı. Belhanda bile, muhtemelen son maçların çoğunu ve hatta belki hepsini kaçırmasına sebep olacak kırmızı kartın olduğu bir maçtan sonra, kaçan penaltıyı tartışıyordu. Giroud'nun neden sorumluluğu almayıp penaltıyı Camara'ya bıraktığını sorguluyordu.

Sezonun ikinci yarısında penaltıları kimin kullanması gerektiği konusunda bazı tartışmalar dönmüştü. Şubat ayındaki Ajaccio maçında Belhanda kazanılan penaltıyı atmaya hazırlanırken Giroud yanına gelip penaltıyı kullanmak için yalvarmıştı ama Belhanda'yı ikna edememişti. Giroud sonunda sinirlenip topun yanından ayrıldı ve Belhanda o maçta da cool bir penaltı golü attı. Belhanda penaltılarda başarılı gidiyordu. Giroud da kötü penaltıcı değildi, gol krallığına gidiyor olması ve gönlünün alınması için penaltılarda pay almaya başladı. Daha sonra, yukarıda bahsettiğim 1-0'lık maçların birinde Giroud'nun kullandığı penaltı kaleci tarafından kurtarılınca soru işaretleri devam etti.

Evian maçının başında Belhanda'nın cool bir penaltı vuruşu yaptığını söylemiştim. Maçın son saniyelerinde kazanılan penaltıda ise sıra Giroud'daydı. Giroud'nun anlattığına göre Camara penaltıyı kullanmak istedi, Giroud son penaltısının başarısız olması sebebiyle tartışmak istemedi ve penaltıyı Camara'ya bıraktı. Camara'nın penaltısının kurtarılması, 2 puan kaybı ve kırmızı kartın verdiği gerginliğin de etkisiyle Belhanda'nın tepki göstermesine sebep oldu. Belhanda Giroud için "penaltı kullanmayı çok istiyordun, şimdi niye böyle önemli bir anda bıraktın" isyanı içindeydi, isyan hedeflerine Camara'yı da eklemişti. Bu yönde bir açıklama yaptıktan sonra Giroud sebeplerini açıkladı. Daha sonra başkan ve teknik direktörün de çabalarıyla konu tatlıya bağlandı. Belhanda özür diledi, basına özellikle Giroud ve Camara hakkında öyle konuşmamalıydım dedi. Teknik direktör Rene Girard ise konunun çözüldüğünü söyleyip gündemi basında yazılan yalan haberlere çevirdi ve Montpellier şampiyonluk maratonuna geri döndü.



Bu kırmızı kart, Belhanda'nın bu muhteşem şampiyonluğun son 3 maçında oynamamasına sebep oldu. Yerinde Cabella oynadı ve Montpellier kayıpsız devam ederek ipi göğüsledi.

Penaltı olayında ters düşmüş gibi gözüken 3 futbolcu, aslında bütün sezon boyunca saha içinde uyumlu bir şekilde oynuyor ve hücum gücünün en iyi 3 insanını oluşturuyordu. Belki o zamanlar yaşadıkları heyecan, stres ve farklı duygular yanlış kararlar almalarına; takım oyununu ve takım arkadaşlarını unutmalarına sebep olmuştu.

Sonraki yılları hızlı ilerleyelim. Asıl amacım yoğun takip ettiğim o sezondan bildiklerimi ve dikkatimi çekenleri detaylarıyla vermekti.

Başkan Nicollin; Giroud'yu 13 milyon pounda Arsenal'a satarken, Belhanda'yı satmak için çok daha yüksek paralar bekliyordu. Belhanda büyük kulüplerin kapısına gelmemesi sonucunda takımda kaldı ve Giroud'nun Arsenal'ına karşı Şampiyonlar Ligi'nde oynadı. Başarılı performanslarını sürdürse de; Giroud'nun yerine berbat transferler yapan, bazı futbolcuları yaşlanan ve düşüşe geçen Montpellier'nin kaderini değiştiremedi.

Sözleşmesinin bitimine 1 sene kala, Belhanda'yı satmak zorunda kaldılar. Belhanda'nın çapına göre, Dinamo Kiev sürpriz bir transfer gelişmesi oldu. Avrupa'nın 5 büyük liginde parlayıp Ukrayna, Rusya gibi ülkelere gidenlerin oradan büyük kulüplere geçiş yaptığını pek görmedim. Genelde 5 büyük ligden uzak kalıyorlar veya orta sıra üstü takımlara dönüyorlar. Schalke ve Nice takımlarına kiralanmasını da bu yönde değerlendirebiliriz. Schalke'ye rekabeti arttırması amacıyla alınmıştı. Nice'e kiralanması ise daha bir nays gelişmeydi, takımda önemli bir parça olması adına.

Ukrayna'dan, Rusya'dan büyük takımlara gidenler; genelde daha düşük ülkelerden gelip Ukrayna'yı sıçrama tahtası olarak kullananlar oluyor. Kanatlar veya ön libero pozisyonları için Ukrayna'nın büyük kulüplere servis yapmasına çok rastladık. Forvetler ve stoperler için Ukrayna son durak veya sondan önceki durak oluyor zaten. Forvet arkası pozisyonunda oynayanların işleri ise daha zor. O bölgelerde sadece en üst seviye futbolcular şans bulabiliyor.

Bu sebeple Belhanda'nın kalitesini bilirken, aynı zamanda Dinamo Kiev'e gittikten sonraki kariyerine de şaşırmadım. Dinamo Kiev'den gidip 11 oynayabileceği en iyi takımlara gidip şansını denedi Belhanda. İşe yaramadı, o ayrı. Oldukça iyi bir kadrosu olan Dinamo Kiev'de etkisiz kaldığı ve oynayamadığı dönemler olsa da, ligde ve Avrupa'da başarılar yakalamasıyla Avrupa genelinde adını unutmadık. Fransa'ya geri döndüğü sezon Nice ile iyi bir hava yakalaması, arada geçen 4 sene içinde kalitesini ara sıra göstermeye devam etmesi; değerini korumasını sağladı. Yıllar geçti ve hâlâ maddi konular kariyerinin gidişatını belirliyor. Nice'in kendisini alması için yeterli finansal güce sahip olmadığını kendisi söyledi ve Dursun Özbek yönetiminin kesenin ağzını açmasıyla Galatasaray'a transfer oldu.

1.3. Şimdiki Zaman Belhanda'sı

Efsane Montpellier sezonundan bazı detaylar verip sonraki 5 seneyi özet geçtim. Peki aradan geçen 5 senede neler değişti? Aynı Belhanda olabilir mi?

Dinamo Kiev'de iken kendisini pek fazla izlemedim tabii (Ukrayna takımını niye izleyeyim) ama denk geldiğim zamanlarda çalışma azmini ve gücünü yitiriyormuş gibi hissediyordum. Schalke'de hâlâ eski bildiğim Belhanda olduğunun sinyallerini verdi. Ligin zorluğuna tosladığını bazen görebiliyordum ve zaten net ilk 11 oyuncusu değilken Schalke'nin sürekli değişen sisteminin içinde sürekli değişen pozisyonunu da düşündüğümüzde garip bir deneyim oluşturdu. Favre ise onu hayata döndürdü. Nice'te de farklı sistemlerde hafif değişken rollerde oynasa da, ana hatlarıyla ne yaptığını bilen ve sürekli hareket ederek oynayan bir takımın avantajını yaşadı. Bol bol ileri çıkışlar yapan bekler ve orta saha oyuncuları, Belhanda'nın pas ihtimallerini arttırdı ve savunmayı dağıtmak için yaptığı yer değişikliklerinde boşlukları doldurabilen diğer futbolcular takım bütünlüğünü kurtardı.

1.4 Nasıl Bir Ortam Sağlamalı?

Sizi getirdiğim bu noktada, Galatasaray'ın yeni planlanması içindeki yerini tartışmaya başlamanın tam zamanı. İlk bölümdeki cümlelerimi tekrar edeyim:

Başarılı olacağı ilk senaryo oturmuş, çalışkan ve uyumlu bir takımın onun çevresinde kurulması olabilir. Farklı pozisyonlarda oynayacaksa ise, önemli olan katı bir pozisyon anlayışına sahip olmayan ve hareketli bir takımda oynaması.

1.4.1. Senaryo 1: Belhanda Çevresine 10 Futbolcu

İlk senaryoya bir örnek olarak, Galatasaray'ın yaşadığı son şampiyonluk gösterilebilir. Galatasaray o sezonda çok hareketli oynamadı. Çok etkileyici bir atak gücüne de sahip değildi. Gösterdikleri fark, takım bütünlüğünü elden bırakmamaları ve yardımlaşarak oynamalarıydı. Muslera başta olmak üzere birçok futbolcunun olağanüstü performansını, Yasin gibi bazı futbolcuların ofansif olarak da kendilerini aşmalarını unutmamak lazım tabii ama takım geneline baktığımızda bir istikrar olduğunu görebiliyorduk. Umut ve Burak'ın kaçırdığı gollerde bile...

Belhanda'ya bağlamak istediğim nokta şu: Sneijder'ın üzerine bir takım kurulduğu doğru, fakat bu takım işlediğinde forvetsizliğe rağmen takım şampiyonluğa gidiyordu. Evet uygulaması, tutması çok zor ve hoş bir yöntem değil. Daha serbest ve farklı durumlara, dizilişlere, futbolcu kombinasyonlarına uyum sağlayabilecek bir takımla oynadığınızda aksiliklerin sizi etkileme oranını düşürmüş olursunuz. İdeal olan böyle bir takım kurmaktır. Kuramadığınızda takımı bir futbolcunun etrafında kurabilirsiniz. Bu yazıyı yazarken Belhanda haricinde sadece Gomis ve Maicon geldi. Olur da Sneijder giderse ve hücuma başka futbolcular gelemezse mesela, takımı Belhanda'nın çevresine ve ona bağımlı bir şekilde kurmak gerekebilir.

Kanatları onunla uyumlu oynayabilecek şekilde çalıştırmalı ve seçmeli. Forvette ise Gomis transferi bir şans. Biraz yaşlı ve maliyetli olsa da, oyuncu kaliteleri ve tarzlarına baktığımızda Gomis ve Belhanda birbirlerini tamamlayan, teoride çok iyi anlaşması gereken iki futbolcu. Ayrıca transfer oldukları günlerden başlayarak birbirlerini öven, aynı takımda oynamaktan dolayı mutluluklarını dile getiren bu iki futbolcu; antrenmanlardan hoş görüntüler vermeye de devam ediyor. Sezon ilerledikçe aralarının ne kadar iyi olacağını bekleyip göreceğiz.

1.4.2. Senaryo 2: Katı Bir Pozisyon Anlayışına Sahip Olmayan Hareketli Bir Takım

Muhtemelen Tudor'un başarılı olmayı düşündüğü senaryo bu. İlk sezonunda 2 adet katı diziliş denese de, bu katı görüntüleri futbolculara bağlayabiliriz. Tudor da takımın değişmesi gerektiğinin farkında ve hücumun farklı yerlerinde oynayabilen hareketli transfer hedefleri bu serbest yapıyı işaret ediyor. Zaten Tudor da katıldığı televizyon programında önce dizilişin değil sistemin önemli olduğunu, sonra da Sneijder konusunda eğer kalırsa Belhanda ile birlikte oynayabilecekleri bir çözüm bulabileceğini söyleyerek katı olmayan bir takım oluşturma amacında, isteğinde olduğunu gösterdi.

İstekler güzel, fakat Tudor başarabilir mi görebileceğiz. İlk sezonunda bazı yanlış değerlendirmeler sonucunda yanlış kararlar aldığı oldu ve bu takımın daha da düşmesine sebep oldu. Şimdi takımı büyük oranda yenileme şansına sahip ve yönetim tarafından destek aldığı da, yapılan ilk 3 transferden belli oluyor. Fakat bu transferlerin devam etmesi çok kritik.

Finansal detayları bir kenara bırakıyorum, onları düşünmeyeceğim. Düşünsem zaten, yenilenmesi gereken bir takıma alınan 3 futbolcuya 20 milyon euro vermem kesinlikle. Az maliyetli ve gerekirse tanınmamış futbolcularla, biraz riskli de olsa, savaşan ve karakter gösteren, gelişim gösterebilecek bir takım kurmak daha doğru bir strateji olurdu.

Madem şimdiye kadar bu 3 futbolcu alındı, işe yaraması için devamının da getirilmesi gerek. Orta saha yok. Geçen sezon arkasında Seri, Cyprien, Koziello, Walter gibi hareketli, çalışkan, atak oyununa da destek verebilen orta sahalarla oynayan bu güzel arkadaşımızı getirdik. Çok güzel. Arkasında Selçuk ve Tolga duruyor şu an. 1 transfer de yetmez, 2 transfer gerekli orta sahaya. Ya da Selçuk'un kendini ve yeteneklerini bilerek, takımı düşünerek oynamayı tekrar öğrenmesi gerekiyor. Ya da Tolga'nın sezon başındaki formuna geri döndürülmesi gerekiyor.

Orta saha halledilse bekler kalıyor. Sürekli bindirip geri dönen Dalbert ve Pereira azmanları başta olmak üzere, ters tarafta bol bol oynayan Souqet de oldukça iyi takım arkadaşlarıydı Belhanda için. Şimdi bek transferi yapılmadan önce ön eleme maçları oynadıklarında yeni transferler kesin olarak nereye düştüklerini sorgulayacak. Çünkü bekler günümüz futbolunda çok önemli. Bu klişeleşen cümle "artık bekler hem savunmacı hem hücumcu olarak oynamak zorunda" anlamında kullanılıyor ama benim bahsetmek istediğim nokta o değil. Orayı çoktan geçtik. Yerleşik hücumlarda oyunun tıkandığı zamanlarda (ki bu Galatasaray ataklarında yüzde 70 oranına denk geliyor neredeyse) top mutlaka beklere gidiyor, ondan medet umuluyor. Savunmada ise kendi taraflarından gelen atakları kesin olarak karşılaması gereken, ayrıca stoperlerin kritik bölgeden fazla ayrılmamasını sağlayacak takım darlığını sağlaması gereken çok önemli arkadaşlar bunlar.

Carole başta iyi izlenimler vermesine rağmen hiçbir şekilde savunulamayacak rezil bir form yakaladı. Cavanda sahada ne yapıyor belli değil. Linnes bir gidip bir geliyor, olumlu ve olumsuz yanları değişerek taraftarların "iyi futbolcu aslında", "bunun mu oynaması için isyan ediyordunuz" yorumları arasında kaybolmasına sebep oluyor. Normal şartlarda iki beki de değiştirmek lazım ama son günlerde bir bek alınacağı ve diğer bekin "iç imkanlarla" 11'e gireceği haberleri konuşuluyor. Hatta spesifik olarak sağ bek alınacağı söyleniyor. Sol bek Carole ve Linnes ile idare edilecek gibi gözüküyor. Hoş değil. Sağ beke kimin geleceği de belli değil zaten. Bakalım...

Belhanda konusu için teknik ve taktik ağırlıklı değerlendirmeler yaptım bu yazıda. Mental ve ruhsal yönetim ise bambaşka bir konu. Belhanda'nın sahip olması gereken şartların yarısını bu yazıda bahsetmediğim mental ve ruhsal yönetim konusu oluşturuyor. Aslında sadece Belhanda için değil, bütün futbolcular için izlenebilecek doğru yönetim şekilleri var. Bunlara başka bir yazımda, başka bir zaman değinirim artık. Son zamanlarda futbolla ilgili kitapları bol bol okuduğum için ve en son olarak Cruyff ustanın kitabını okuduğum için, futbolcu yönetimi konusunda da bir sürü düşünce oluştu kafamda.

Bir sonraki yazıda görüşme üzere. Yanlış verdiğim bilgiler varsa uyarınız. Yazının tamamını okuma başarısını sağladıysanız ve beğendiyseniz paylaşarak başka insanları da aydınlatmak isteyebilirsiniz. Zorlama yok, öneri sadece. Görüşürüz....